Prof. Dr. Ahmet Mete Işıkara: "Sürekli deprem olacak mı sualini sormak yerine deprem olacak gerçeğini kabul etmek lazım. Büyüklüğü ne olursa olsun depremden korunmak mümkün. Bunun için de korunma kültürü bilincine sahip çıkmak gerekiyor."
AHDER’in kuruluşundan ve çalışmalarından bahseder misiniz?
Afete Hazırlık ve Deprem Eğitimi Derneği Onursal Başkanı Kızılay Genel Başkan Başdanışmanı görevimde güvenli yaşam kültürünü yaygınlaşma konusunda çaba gösteriyoruz. Güvenli yaşam kültürünün yaygınlaştırılması dediğimiz zaman elbette ki bu tüm doğal afetleri kapsıyor. Doğal afetlerin ilk akla geleni de deprem. Ülkemizin bir deprem gerçeği var. Biz bu gerçeğin çok zor farkına vardık ve çok geç de kabullendik. Özellikle Marmara Bölgesi'nde yaşayanlar olarak depremi hep göz ardı ettik. Anadolu'da olan depremlere hep uzaktan baktık. Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü'nde 1991'den 2001 Ağustos ayına kadar yürütüğüm görev süresi içerisinde gerçekleşen 1992 Erzincan ve Dinar, Adana Ceyhan depremlerine bile uzaktan baktık. Ne zaman 17 Ağustos depremini yani Yalova, Kocaeli, Gölcük, Düzce, Bolu’nun hissettiği depremi yaşadık o zaman ülkemizin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğinin farkına vardık. Depremin farkına vardıktan sonra depremden korunma yolları konusunda bir duyarlılık başladı. Depremden korunmanın yolları dediğimiz zaman genelde 4 öğesi, öğretisi var. Bunlardan bir tanesi yapısal bilinç dediğimiz bilinç, ikincisi yapısal olmayan yani deprem anında evin içerisinde olan eşyaların vereceği zararlardan korunma bilinci, üçüncüsü doğru davranış alışkanlığı, dördüncüsü de eğer ev sahibi iseniz zorunlu deprem sigortasının yaptırılması. Yapısal bilinç demek deprem güvenli yapıyı bulmak, aramak, sorgulamak demek. Deprem konusunda 17 Ağustos depreminin ardından toplumda bir hassasiyet başladı. Artık depremle birlikte yaşama kültürü gelişiyor. Bugün gazetelerde yayınlanan bir çok ilanda evlerimiz deprem yapım şartnamesine uygun olarak, TSE standartlarına uygun malzemelerle yapılmıştır yazıyor. Kullanılan yapı çeşitliliği arttı hem betonarme hem çelik konstrüksiyonlu hem de ahşap yapılar var. Toplum olarak bir konuda hem fikir olmamız gerekiyor o da deprem de korunabileceğimizdir. Bunun en önemli yolu da güvenli yapılara sahip olmamızdır. Güvenli yapı farklı türlerde olabilir buna ahşap da dahil. Toplumumuz güvenli yapı konusunda gerekli hassasiyeti göstermek durumundadır.
Depremden korunma kültüründe yapısal tehlikelerin yanı sıra yapısal olmayan tehlikeler de çok önemli bir rol oynuyor. Yapısal olmayan tehlikeleri evde kayabilen yer değiştirebilen her türlü obje olarak tanımlayabiliriz. Kocaeli Gölcük depreminde hayatını kaybedelerin %3'ü yani 18.847 can kaybımız içinde 700'e yakın vatandaşımız hayatını yapısal olmaya tehlikelerden dolayı kaybetti. Hangi tür yapı olursa olsun objelerin düşüşü ile kaynaklanan yaralanmaların sayısını azaltmanın da gereğini yapmanız gerekiyor. Doğru olan evdeki eşyaların bağlanması ama ben öyle herşeyi bağlayın demiyorum. Size zarar verecek eşyaların yerlerini size zarar vermeyecek biçimde düzenlemeniz gerekir. Yatak odasındaki giysi dolabınnızı yatağınızın üstüne düşmeyecek ve kapının önüne kapayacak şekilde yerleştirmeniz gerekir. Mutfak dolaplarındaki eşyaların düşmemesi için önlemler almamız lazım. Özellikle Kocaeli ve Karlıova depremlerinde mutfak dolabından düşen eşyaların yaraladığı hatta ölümüne sebep olduğu durumlar var. Bir diğer önemli husus da deprem anında doğru davranıştır. Birçok insan hala deprem anında pencerelerden atlıyor. Bu da demektir ki aile reisine ailenin bilinçlendirilmesi için önemli görevler düşüyor. Korunma kültürü bireyden başlıyor. Bu da aile reisinden başlar ve aile reisi bu konuda ailesini bilgilendirir. Eğer ev sahibi ise mal canın yongası diye düşünecek ve zorunlu deprem sigortasını yaptıracaktır.
Depremin ardından binaların deprem güvenliği denetlenmeye başlandı. Sizce bugün yapılarımız yeterince denetleniyor mu?
Bu konuda iki husus var. Bunlardan birincisi güvenli yapı konusunda depremin ardından bir kavram değişikliği olduğu yani binanın makyajından çok esasına bakılmasının önem kazanması. Esasına bakılırken de farklı tür yapılar konusu işlenmeye başlandı. Böylece hem çelik hem de ahşap yapılar veya çeliğin ve ahşabın, betonarmenin birlikte kullanıldığı yapım tarzları daha da önem kazandı. Diğer bir husus da bu yapıların denetimi. Denetleme konusunda yeterli mesafe aldık mı onu bilmmiyorum ama hala denetleme konusunda yapılması gereken işler var. Yapı denetim şirketleri kuruldu ama bu şirketlerin yeterince iyi çalıştıkları konusunda aklımda soru işaretleri var. Tüm bunların ötesinde önemli olan korunma kültürünün bireyden başlaması. Bireyin yapıyı sorgulaması, araştırması gerekiyor. Yeni yapıların basındaki ilanları, farklı tür yaplardaki sorgulamalar, karşılaştırmalar artmalı. Mesela ahşap yapı depremde nasıl davranır? Neler olabilir? Ahşap ev üreticileri ahşabın depremde davranışı ile ilgili olarak karşısındaki insanı bilgilendirmeli. Bu sorgulamalar başlarsa yapılar daha da güvenli bir hal alır. Herşeyi de devletten beklememek lazım. Sanırım insanlardaki bilincin artması aslında en büyük sorgulamayı ve beraberinde de daha güvenli yapıyı getirecektir.
Deprem ülkesinde yaşadığımızı artık kabullendik peki depremden korunmak için neler yapmamız gerekiyor?
Sürekli deprem olacak mı sualini sormak yerine deprem olacak gerçeğini kabul etmek lazım. Büyüklüğü ne olursa olsun depremden korunmak mümkün. Bunun içinde korunma kültürü bilincine sahip çıkmak gerekiyor. Bu bilinçte de en önemli adım güvenli yapı. Marmara Bölgesi'nde bir deprem tehlikesi var. Bu deprem İstanbul'a çok yakın olacağı için çok etkileyecektir. Eğer yapılar çok kötü ise diyecek birşey yok, tahribatı da çok olacaktır. İstanbul'a baktığınızda akıl almaz bir yapı stoğu var. Bu yapı stoğunu değiştirmek öyle çok kolay değil. Bu sebeple depremden korunma bilincine tüm kesimlerin artık sahip çıkması lazım.
AHDER olarak deprem bilincini geliştirmek adına 1 milyon çocuk 1 milyon aile adında bir kampanyamız var. Bazı çocuklarımız teknolojiyi kullanarak bilgiye çok çabuk ulaşıyorlar ama öyle çocuklarımız var ki bilgiye hasret. Biz bilgiye hasret olan çocuklara deprem ile ilgili bilgileri ulaştırmak istedik. Afacan Dünya, Binaların Sırrı gibi kitaplarımızla çocuklarımızla bilgi vermeye çalışıyoruz. Bu projemizde İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile birlikte çalışıyoruz. Şu anda basılan ve dağıtılan kitap sayımız 300 bine ulaştı. Buradan ilgilenenlerin www.ahder.org adresinden bu kampanyaya katkıda bulunabileceklerini duyurmak isterim. Bu kampanyaya ne kadar katkıda bulunulursa güvenli yaşam kültürünü yaymada ve güvenli yapılara sahip olmaya da o kadar katkıda bulunulacak. AHDER olarak ilk yardım ve eğitim faaliyetlerimiz de var. Depremden korunma eğitimini veriyoruz ve bunu toplumun her kesimine yaymaya çalışıyoruz. Milii Eğitim Müdürlüğü ile yaptığımız protokol çercevesinde tamamen gönüllü gençlerimiz okullarımıza gidip depremden korunma kültürünü çocuklarımıza anlatıyor. Diğer faaliyetlerimiz içerisinde afet yönetimi de var.
İstanbul her zaman bir deprem şehriydi. Geçmişteki depremlerde can kayıpları nüfus yoğunluğunu da dikkate alarak oranlandığında Kocaeli depreminde yaşadığımız kayıplara göre çok daha az. Sizce o zamanlar ahşap konutlarda yaşamanın can kayıplarını az olmasında payı var mı?
Özellikle İstanbul’da yaşanan 1894 depreminden sonra zannediyorum ahşap yapılar konusunda daha hafif ve güvenli olduğunu söyleyen bir fetva var. Eski yapılar üzülerek söylüyorum ki bugünkülerden çok daha dirençliymiş çünkü o zamanlar rant yokmuş. Rantta yerden yer kazanacağınıza havadan yer kazanmayı istersiniz. Havadan yer kazanmada da tek katlı ahşap veya farklı yapım tarzındaki yapıları yıkarak yerlerine çok katlı yapılar yaptık. Yapılamaz değil yapılır fakat bu yapıları bir imar, şehir planı çercevesinde, deprem gerçeğini unutmadan yapsaydık zannediyorum bugün İstanbul'daki depremden bu kadar korkmazdık. Bugün kimse yaşadığı mekana güvenmiyor çünkü sorgulamamış. Halbuki yaşadığınız mekanın güvenli olduğunu bilirseniz sakin olursunuz. Geçenlerde Japonya'da yaşanan deprem sırasında spikerin nasıl davandığını hepimiz görsel basında izledik. Diğer kişiler de hemen doğru davranış alışkanlığını gösterdiler. Spiker hiç paniğe kapılmadı çünkü yaşadığı mekana güveniyor. Bunun yanısıra sadece İstanbul'da değil tüm Türkiye genelinde yanlış yapılanma var. Gölcük depreminden sonraki günlerde Gölcük Milli Eğitim Müdürü ile görüştüğüm zaman Gölcük'te hep iki katlı evler olduğunu hatırlatarak bir ailenin evinin üstüne bir kat daha çıkmak istediğini tüm şehrin buna karşı çıktığını ve ev sahibine üçüncü katı yaptırmadığını öğrenmiştim. Ardından geçen günlerde Gölcük’e yaptğımız ziyarette çok katlı binaların sayısının arttığını gördüm. Eğer bu çok katlı binalar bir şehir planı dahilinde yapılırsa buna karşı değilim ama yapılmadığını görüyorum.
Depremde doğru davranış alışkanlığı hakkında bilgi verir misiniz?
Sağlam bir masanın altına girip, ayaklarımızı kendimize doğru çekip, eğilin ve tutunun, yatağımızın yanına inin, eğilin, kapanın, sağlam bir yere tutunun. En doğrusu da sakin olmak ve bunun için de yaşadığın binaya güvenmeniz gerekir. Yaşam üçgeninin oluşmasını sağlamak için eğil, kapan ve tutun ilkesini dikkate almak gerekiyor.


